bg

BÜYÜMEYE ODAKLANMA ZAMANI… - Girişim, Mart - Nisan 2013

20 – 21 Mart 2013 tarihlerinde IX. KOBİ Zirvemizi gerçekleştirdik. Zirve kapsamında oluşan oturumlarda edindiğimiz bilgilerinde ışığında…

Küresel krizin başlangıcından itibaren yaklaşık 5 yıl geçmesine rağmen, dünya ekonomisinde henüz istikrar sağlanamadı. Türkiye açısından 2012’nin zor geçtiğini düşünen iş dünyasının umudu 2013’ün ikinci yarısında. Genel göstergelere baktığımızda fazilerin düşüşü, döviz kurlarında belli bir istikrarın sağlanması, IMKB’nin yükselişte olması, ihracatın 150 milyar dolara ulaşmış olması gibi olumlu yönler var. 2011 sonu itibari ile Çin’den sonra en hızlı büyüme gerçekleştiren Türkiye 2012’de beklendiği gibi, alınan makro ekonomik tedbirlerle büyümesini yüzde 8’lerden yüzde 3 civarına düşürdü. 2012’nin üçüncü çeyreğinde büyümenin yüzde 1.6 ile beklentinin altında kalması nedeniyle ümitlerin biraz gölgelendiği düşünülse de bu yumuşak iniş ile, Türkiye ithalat artışını ve cari açığını önemli ölçüde azalttı ve TL’nin değer kaybederek yeni bir döviz kuru seviyesine yerleşmesi sağlandı. TL’nin değer kaybı, ihracata bir miktar ivme kazandırdı, fakat iç talep kaynaklı GSMH büyümesi durdu.

Ekonomiyi yönetenler açısından baktığımızda dış kaynaklı negatif etkilere karşı politika belirlemek ve ekonomiyi yönetmenin zorluğunu görebiliyoruz. ABD ve Avrupa’yı derinde etkileyen ekonomik durgunluğa rağmen durumumuzu daha iyimser değerlendirebiliyoruz. Aslında 2013 beklentileri içerisinde kendimiz için istediğimiz olumlu gelişmeler umarız özellikle Avrupa ülkeleri için de gerçekleşir. AB’deki borç krizi aşılır ve yeniden büyüme trendine dönülürse Türkiye bundan olumlu etkilenecektir. Nitekim Türkiye’nin ihracatında AB ülkelerinin payı 2011 yılında yüzde 47 seviyesinde iken, 2012 yılında yüzde 38 seviyelerine indi. Sadece otomotiv sektörü açsından baktığımızda Ocak-Kasım 2011 dönemine göre 2012’de toplam pazar yüzde 10 azaldı. 2012’de bir önceki yıla göre otomotiv sanayisinde ihracatta yüzde 8’lik bir azalma var.

Sanayi üretiminin azalması ihracatın yavaşlaması gibi nedenlerin altında yatan gerçek aslında biraz da yakın komşularımız olan başta Suriye ve Arap ülkelerinde yaşanan istikrarsızlık ve savaşlar yanında en yakın ve zengin pazarımız olarak kabul edebileceğimiz AB ülkelerinde yaşanan ekonomik durgunluklardır. Afrika pazarı ile ilgili açılımlar, yeni pazar arayışları tabiidir ki iş dünyası açısından yeni fırsatlar anlamına gelmekte. Ancak yine de komşunun, zengin ve yakın pazarların önemini unutmamak gerek.

Bu gün için bir diğer sorunsa nakit akışı sorunu. Özellikle KOBİ’er açısından bu gün için hadsafhaya varmış olan bu sorunu tetikleyen faktör ekonomideki yavaşlama. Sorunlu kredi ve karşılıksız çıkan çek oranlarında 2012’de gözle görülür bir artış yaşanıyor. Yeni TTK ile çekte hapis cezasının kaldırılmasına paralel şekilde bir kontrol mekanizmasının kurulmaması, çek kullanımını azalttığı gibi karşılıksız çıkan çek miktarının ikiye katlanmasına da yol açtı.

Cari işlemler açığının belirgin biçimde azalmasını sevindirici bir gelişme olarak değerlendirebiliriz. Büyümenin yüzde 8’lerde olduğu dönemde cari açığın da büyümesini bir çok kesim pozitif gelişmeler karşısında ciddi bir handikap olarak değerlendirmişti. Şimdi bir azalma var ama bu kez de büyüme azaldı. Ancak hala yüksek bir cari açığımız var ve üstelik büyüme oranımızın yarıya düşmesine rağmen cari açığımızın bu oranda düşmemesi endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

2013’te artık yapısal reformların gündeme getirilmesi gerekiyor. Özellikle güçlü büyüme için yapısal reformlara, sanayiyi geliştirmek için de daha çok yatırımcıya ihtiyacımız var. Merkez Bankası’nın ayağını frenden çekmesiyle birlikte iç piyasada canlanma başlayacağını bekleyenler var. Dünya’nın ilk 10 ekonomisi arasında girmek istiyorsak her yıl ortama yüzde 7 – 8’ler civarında büyümemiz gerekiyor. İnovatif yaklaşımlara sahip bir sanayi yapısı ile katma değer üretmeye yönelen sermayenin kullanımının artırılması gerekiyor.

Fitch’in notumuzu artırmasıyla düzelen moraller ile Türkiye ekonomisinin dinamik, enerjik ve güçlü yapısıyla 2013 yılında sürdürülebilir büyüme hedefine odaklanacağını ümit ederek yeni yıla nasıl başlarsak öyle gider diyelim.

Başlangıç noktamız umut olsun.