bg

GENÇLİĞİ DÜŞÜNMEK - Girişim, Ocak - Şubat 2013

Son yıllarda dünya ticaretinde artan rekabet ülkelerin kendi kalkınma planlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu. Dünyada gelişmeyi hedefleyen ülkeler rekabetin küreselleşmesi ile piyasa-devlet ilişkisini iyi kurarak ihracata dayalı büyümeği gerçekleştirmek üzere harekete geçtiler. Ne kadar da piyasa için serbestlik, özgürlük ve kendi dinamikleri önemliyse de devletin düzenleyici rolünün ötesinde yapacağı katkılar, yarışanların performansını derinden etkiliyor. Bu düzenleyici rolünü gerçekleştirmede özellikle eğitim alanında devletin öngörüleri ve planlamaları uygulamada önemli eksiklikler taşıyor.

Türkiye’nin, genç nüfusunun sunduğu potansiyellerden yararlanabilmesi için gençlere daha ciddi oranda yatırım yapması gerekiyor. Türkiye 2023 hedefi de dahil olmak üzere dünyanın en güçlü ekonomisine sahip ilk on ülke arasında yer almak istiyorsa gençliğini, çetin bir rekabetin olduğu iş dünyasında ihtiyaç duyduğu alanlara monte etmek zorunda. 2011 Eurostat verilerine göre Türkiye’de çalışma çağında olan genç nüfusun (15-24 yaş arası) % 30’a yakını ne okuyor ne de çalışıyor durumdadır.

Bu oran 2011’de önceki yıllara nazaran daha düşük olsa da, Avrupa Birliği ortalamasının iki katından da daha yüksektir. Türkiye’de genç işsizliğinin % 161 civarında olması ve gençlerin mezun oldukları okullarda iş piyasısının gerektirdiği temel ve sosyal beceri ve bilgileri kazanmakta zorlanmaları, uzun vadede çok ciddi bir sorunun habercisidir. İş dünyasının nitelikli eleman ihtiyacının karşılanamaması riski, mesleki ve teknik eğitimin önemini tekrar göz önüne seriyor. Nitelikli iş gücü derken aslında nitelikli girişimciler yetişmesini de unutmamak gerekiyor. Gençlik girişimcilik açısından da son derece değerli.

Şimdinin girişiminde moda kavram inovasyon. Yani var olanı keşfetmeyi değil değer yaratma yollarını keşfetmeyi hedefleyen karlı yaklaşım. Kim bu yaklaşımda başarılı oluyorsa hemen fark ediliyor. Peki, kim yapar bu inovasyonu? Yaratıcı düşünende fazlaca var bu potansiyel. Gençlik bir potansiyel bu açıdan. Üniversitelerde ve hatta daha öncesinde sağlam bir altyapı olursa gençliğin değer yaratma yollarını keşfi daha kolay oluyor. Dünya’nın bu günkü demografik yapısına baktığımızda, toplam dünya nüfusunun yarıdan fazlası 25 yaş altı bir topluluktan oluşuyor. Sadece buradan hareketle gençlik politikalarının aslında dünyanın geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu kavrayabiliriz.

Gençlik hızlı ve inovatif bir üretim kabiliyetine sahip olduğu kadar hızlı ve çeşitlenmiş bir tüketim özelliğine de sahip. Eğer dünyada endüstrileşme ve ticaret anlamında bir dinamizm istiyorsak gençlik politikalarımızı daha etkin tasarlayabilmeliyiz.

Ülkemiz de birçok ülke gibi genç nüfus açısından önemli sorunlarla karşı karşıya. Eğitimsizlik, yoksulluk, sosyal dışlanma bunların bazıları. Bunlar kişisel donanım ve motivasyon eksikliği ile açıklanamayacak kadar çok boyutlu sorunlar. Ayrıca bu sorunlar sadece istihdam olanağı sağlayarak aşılabilecek sorunlar da değil. Sadece iş sağlayarak da bazı sorunlar aşılamıyor. Sosyal politikaların ekonomi politikaları ile örtüşmesi belki de sosyo-ekonominin günümüz şartlarında yeniden yorumlanması anlamına gelecek.

Hem mesleki eğitim özelinde tüm eğitim sistemi ile ilgili okul-üniversite-iş dünyası işbirliklerinin bu yeniden yapılandırmada kritik bir önemi var. Türkiye için önemli olan, öncelikle eğitim sistemindeki yenilenmeye ışık tutacak bir eğitim stratejisi benimsemek; daha sonra da bu strateji ile paralel olarak, sosyo-ekonomik beklentilere cevap verecek hem verim, hem de saygınlık açısından ileriye götürecek yaratıcı çözümler aramak ve onları uygulamaya geçirmek olacaktır.

Belki biraz düşündürücü ama gelecek nesiller açısından, ülkelerin, dünyanın geleceği açısından düşünmeye fazlasıyla değer.