bg

17 Nisan 2014 - Ulusal ve Uluslararası Rekabette KOBİ’LER

Rahmi AKTEPE
17 Nisan 2014
İzmir Ticaret Odası
Açılış Konuşması

Değerli Başkanlar, Saygı Değer Katılımcılar,

Hepinizi şahsım ve TOSYÖV Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum.

Yine İzmir’de sizlerle beraber olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Her zaman olduğu gibi bizlere ev sahipliği yapan İzmir Ticaret Odasına ve çok değerli Başkanı Sayın Ekrem Demirtaş’a teşekkürlerimi sunuyorum.  

Son yıllarda ülkemizde sosyal ve ekonomik gelişmenin içinde en çok konuşulan kavramlardan biri KOBİ’ler oldu.

Tüm dünyada özellikle gelişmeyi ve rekabet üstünlüğünü hedefleyen ülkeler yeni iş alanları yaratılması, yenilikçi iş fikirlerinin hayata geçirilmesi için yüksek katma değer yaratan ürün ve hizmetleri yaratan girişimciliği ve KOBİ’leri desteklemeyi kendileri için en uygun yol olarak gördüler.

Girişimciliğin kurumsal bir nitelik kazanması ise KOBİ’lerin çatısı altında gerçekleşiyor. KOBİ’lerin özellikle daralan iş gücü piyasası içerisinde istihdam ve katma değer yaratan özel bir yerinin olması ekonomiyi yönetenler gözünde hiçte azımsanmayan bir değer kazanmalarını sağladı.  Cumhuriyetimiz kurulduğu günden bu yana sanayileşmeye özel bir değer verilmiştir. Sanayileşme ülkemizin muasır medeniyetler seviyesine çıkmasında hep önemli bir gereklilik sayıldı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 10. yılına demir ağlar damgasını vurmuştu. Sonrasında yine hep bir endüstrileşme eğilimi ve özlemi var oldu. Tatbikatta neler yaptığımızı sorguladığımızda yaptıklarımızla yapamadıklarımızla bu günlere geldik. Son on yıl içerisinde ihracat rakamları her geçen gün arttı. Dış Ticarette sanayi sektörü ilk sırada.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, Mart ayında ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,3 artışla 13 milyar 14 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yılın ilk çeyreğinde ihracat ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,2 artarak 38 milyar 607 milyon dolara ulaşırken, birlik kaydından muaf ihraç kalemleri hariç, net mal ihracat da ilk 3 ayda yüzde 5,8 oranında arttı.

Yine son 12 yıl içerisinde hem ulusal hem de küresel açıdan iş dünyamız birçok krize şahit oldu.

Krizlerden etkilenme ve kısa sürede toparlanma açısından da önemli badireler atlattığımızı söyleyebiliriz. Özellikle 2008 sonrası dönemde dünyayı ciddi bir biçimde etkileyen kürsel kriz ve ardından hala yaşanan durgunluk dönemin de dahi ülke olarak özellikle yine sanayi alanında ki çabalarla büyüme başarısı gösterdik.

Sanayinin bu büyümedeki payının artmasında şüphesiz son 10 yıllık dönemde ekonomi politikalarında attığımız adımlar etkili oldu. Özellikle sanayi yatırımlarına sağlanan devlet destekleri, teşvikler, hibe ve kredi kullanımındaki artışlarının üzerinde durmak gerekiyor. Tüm bu finansal çözümlerin özellikle KOBİ’ler tarafından etkin kullanımı konusunda hala eksikler olsa da işletmelerin özellikle ihracata yönelmesini ve yeni pazar arayışlarının hızlanmasını sağlanan kaynakların etkin kullanımına bağlayabiliriz.

Değerli katılımcılar,

Değişken pazarlara ve tüketici ihtiyaçlarına cevap verebilmede büyük firmalara oranla KOBİ’ler çok daha hızlı davranabilmekte.

Bu açıdan sürdürülebilir kalkınmanın bir unsuru olarak girişimciliğin teşvik edilmesi Ar-Ge ve inovasyona dayalı katma değer yaratan ürün ve hizmetlerin ortaya çıkarılması için sağlanan destekler ve teşviklerin uygulamaya konulması son derece mantıklıydı.

Mali af, yeni Türk Ticaret Kanunu, yeni teşvik sistemi, ihracata yönelik yeni olanaklar yaratılması ve özellikle KOSGEB’in projeye dayalı yeni destekleri girişimcilere önemli olanaklar sağlıyor. Ayrıca bankacılık sistemi içerisinde KOBİ’lere ayrılan kredi paylarında yaşanan ciddi artışlar, Kredi Garanti Fonu gibi özel kuruluşların finansmana erişimi kolaylaştırıcı çözümleri faktoring, leasing gibi olanakların KOBİ’ler tarafından geçmişe oranla daha bilinçli değerlendirilmesi de önemli gelişmeler olarak görülebilir.

Tüm bu gelişmeler ışığında özellikle KOBİ’ler açısından hem özel kuruluşların hem de kamunun yaratığı imkanlar izlenmesi zor bir devinim içerisinde. Bu yeniliklerin her birinin KOBİ’ler tarafından takibi bazen başlı başına bir iş, bir zorluk teşkil ediyor. Bu KOBİ’ler açısından olduğu kadar destek sağlayan kuruluşlar açısından da bir koordinasyonu zorunlu kılıyor.

Bu anlayış doğrultusunda, TOSYÖV olarak önümüzdeki dönemde bizler için kurumlar arası işbirliği önemli bir kavram olacaktır. Çünkü biliyoruz ki birbirinden kopuk yaklaşımlar çözüm olamaz. Kamu kuruluşlarının, üniversitelerin, siyasetin ve de finansman kuruluşlarının ortak projeler ve anlayışlar etrafında işbirlikleri geliştirmek zorundadır. Bu işbirlikleri KOBİ’lerin değişimini sağlayarak Ülkenin dönüşümünü gerçekleştirecektir.

Bu dönüşümün temel araçları bilişim teknolojileridir. Ar-Ge’dir,  inovasyondur. En önemlisi ise iyi eğitilmiş insan kaynağımızdır.

Bu anlayış hedeflenerek Türkiye eğitim sistemlerini çağdaşlaştırmalı, yaratıcı, saydam, hızlı süreçler ile çalışmaya hazır bir insan kaynağı yaratmalıdır.

Türkiye çözüm önerilerini projelendirerek, kaynaklarını yerinde ve etkin kullanarak sistemler geliştirmek zorundadır. Türkiye’nin yalnızca teknoloji tüketicisi olmasını kabul edemeyiz. Türkiye teknoloji üreten ülke olmak zorundadır. Bu çağda ülkelerin yazgılarını belirleyen güç “bilgi”dir.

Bu çağda belirleyici olan bilgiyi yönetme gücüdür. Teknolojiyi üretememek bilgi kaynaklarını yönetememek demektir. Türkiye içinde yaşadığı güncel sorunları fırsata dönüştürerek, elindeki kaynakları değerlendirerek “bilgi”yi üretmenin, iletmenin ve kullanmanın yollarını bulmak zorundadır.

Bu hedefleri gerçekleştirmek toplumumuzun gönenç ve mutluluğu için tüm toplumun, devletin, STK’ların el ele vererek seferberlik halinde, gençlerimizin araştırıcı sorgulayıcı teknolojik araçları tanıyan onları yaşam alanı içinde bulabilen genç bireyler olabilmesi için var gücüyle çalışmaları gerektiğine inanıyoruz.

Gençlerimiz de bu ülkenin geleceğini kuracak bireyler olarak tüm bunları istemek hakkına sahiptirler ve elde ettiği her olanağı da kendisini geliştirmenin, aydınlanmanın ve küresel yarışta yer alanların en iyisi olabilmek için kullanmalıdırlar.

Gelişim ve değişimin en önemli kaldıraçlarından biri olan eğitimin dönüşüm için taşıdığı önemi ve çözümsel rolünü belirtmeye dahi gerek olduğunu sanmıyorum.

Toplumumuzun gelecek kuşaklarının bu bakış açıcı ile yarınlara hazırlanmasının ve aydınlanmış, güçlü, değer yaratabilen gençlerin yetişmesinin (gençliğin ülkemiz nüfusundaki oranı da dikkate alındığında) ne kadar hayati olduğunu biliyoruz.

Genç nüfusun kendi ülkesi içinde istihdamda çaresiz, işsiz değil yaratıcı, girişimci dünya ile iletişim kurabilen ve diğer toplumlarla rekabet edebilen bir insan kaynağı olarak yetiştirilmesi hepimizin arzusudur.

Ülkesinin kültürünü, özgün karakterini en doğru şekilde benimsemiş, dünyaya açılırken tek beklentisi başarı ve güçlü bir ekonomi olan gençlerimizi eğitecek olan eğitimcilerimizin bu anlamda taşıdığı sorumluk ve değer çok büyüktür.

Ülkemiz bugün bir eşik noktasında. 2023 yılında Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yılını kutlayacağız.

Bu tarihe ilişkin hükümetin koyduğu önemli hedefler var. Bu hedefler birer hayal olmamalı. Bahsettiğimiz eşik bu hedeflere hızla ulaşılmasını sağlayacak bir performansın sergilenmesi ile aşılabilir.

Bu etkinliğin ülkemizin kalkınması ve KOBİ’lerimizin rekabet gücüne pozitif etki edecek sonuçlar doğurmasını diler, saygılar sunarım.