bg

13 Şubat 2014 10.KOBİ Zirvesi Açılış Konuşması

RAHMİ AKTEPE- TOSYÖV BAŞKANI
10.KOBİ ZİRVESİ AÇILIŞ KONUŞMASI
13-14 Şubat 2014  Dedeman Otel- İSTANBUL

Sayın Bakanım, Değerli Başkanlar, Değerli Konuklar, Hepinizi şahsım ve TOSYÖV Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. 10 uncu KOBİ Zirvesi’ni gerçekleştirmekten ve bugün sizlerle beraber olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

  • Geçen yıl KOBİ Zirvesinin açılış konuşmasında değişen iş süreçlerini vurgulayarak şöyle bir örnek vermiştim: Diyelim ki başlıca araba üreticilerinden birinin yan sanayisisiniz, koltuk üretiyorsunuz. Koltuk kalıbının tasarımını yapmak için binlerce kilometre uzaktaki ana üreticinin mühendisleriyle bilgisayar ortamında yüz yüze çalışıyor, tasarlanan koltuk kalıbının elektronik dosyasını tezgâhınıza yüklüyorsunuz.
  • Masa başındaki mühendisin, tezgâh başındaki işçinin uluslararası çalışmasına çok güzel bir örnek olan bu ortaklık, bu yıldüzenlediğimiz zirvenin çıkış noktasını oluşturdu ve ana konumuzu uluslararasılaşma olarak belirledik.Bir mühendisin, bir işçinin yaşamında ülke sınırlarını aşanbir işleyişten söz edebiliyorsak bunun nedeni bellidir: Çok sayıda işyerimiz, pek çok KOBİ’miz ürünleriyle, hizmetleriyle dışa açılmıştır. İşadamlarımız, girişimcilerimiz, dış pazarların yolunu tutmuş; hem de bir değil, birçok ülkedeki kuruluşla eşzamanlı işbirliği yapmayı başarabilmiştir

Bu noktada kendimize birtakım sorular sormalıyız.

Dışa açıldık da dışarıyı ne denli benimseyip içselleştirdik?

İşyerlerindeki uluslararasılaşma günlük yaşamımıza, evlerimize, okullarımıza ne kadar yansıdı? Yaşam biçimlerimiz, alışkanlıklarımız, çok özendiğimiz, anlata anlata bitiremediğimiz yabancı kültürlerden ne kadar etkilendi?O pek imrendiğimiz ülkelerin önce aklı ve bilimi, sonra teknolojiyi temel alan insan yetiştirme ve ekonomik gelişme politikalarından ne öğrendik?Öğrendiklerimizitoplumsal kalkınma hedefiyle uygulayabildik mi? Tek tük iyi örneklerimizolsa da genel görünüş bizleri mutlu edecek düzeyde değil.

  • Geçen yıl iş için Hırvatistan’a giden bir arkadaşımın başından geçenler, kültürel ayrılığımızınkanıtı gibi. Arkadaşım, bir sokak satıcısından Hırvat şapkası almaya niyetlenmiş. Şapkanın tanesi 5euro. Bizimki “ikisine beş euro vereyim” diye pazarlık etmiş.

Satıcı “sen nerelisin” diye sormuş. Arkadaşım “Türküm” deyince, satıcı yine sormuş: “Siz olimpiyatlarda kaç altın aldınız?” Arkadaşım “galiba iki falandı” diye gevelemiş. Satıcı yapıştırmış: “Biz 7 altın aldık. Aldığın altın kadar konuş beyim!”

 İşte, bizim tam da bu özgüvene gereksinimimiz var! Altın adamlara, övünç kaynaklarına gereksinimimiz var!Sporda, sanatta, bilimde, ticarette... Her alanda...

  • Burada, dışarıdaki masalardan birinde bize bu övüncü yaşatan, yüzümüzü ağartan altın gençlerimiz var. ODTÜ öğrencisi gençler biyoteknoloji alanındaki projeleriyle uluslararası yarışmada altın madalya kazandılar.

Dolayısıyla hem onları alkışlayıp bize yaşattıkları onur için teşekkür etmek, hem de AR-GE’ye, yenilikçiliğe, çağın gerektirdiği uygulama alanlarına dikkat çekmek için kendilerini konuk ettik. Masalarına uğrayın, o gençlerin neler başardığını görün.

  • Bu tür iyi örnekleri kucaklayarak sermaye birikimi oluşturacak; uluslararası pazara ürün sunacak; markalarla, patentlerle söz sahibi olabilecek girişimlerde bulunmaya hazır mıyız? Bu cesareti gösterebilecek miyiz?
  • Kimi işadamları temkinli yaklaşıyor. Ana sorun sermaye değil, diyorlar. Özellikle yetişmiş insangücüeksiğimize dikkat çekiyorlar. Dile getirilen saptama şu: Teknik açıdan donanımlıyız;yeni buluşlar, yeni ürünler çıkartabiliriz.

Ancak bu buluşların pazara sunulması uluslararası finans, pazarlama ve hukuk uygulamalarını çok iyi bilmeyi gerektiriyor. Yani en büyük sorunumuz nitelikli insan sermayemizin yetersizliği.Gelecek kuşakları en az altı alanda

  • Bilim,
  • Bilişim,
  • Çevre ve Enerji,
  • Finans,
  • Hukuk,
  • Sanat  Okuryazarı  yapmak zorundayız:

Yalnızca okul çağındaki gençleri değil, yetişkinleri de bu alanlarda düşünce üretebilecek, görüş belirtebilecek biçimde, sözün tam anlamıyla okuryazar yapmalıyız. Yani hem okuyan, hem tartışan, hem yazan...

Değerli Konuklar,

Konumuz her ne kadar uluslararasılaşma olsa da kendi içimizde işbirlikleri yapmadığımız sürece kalıcı, sürekli bir değişimi, dönüşümü başaramayacağımız açık.

Gelin şimdi bir düş kuralım. Pırıl pırıl gençlerimizin, bilimcilerimizin teknoparklarda, kuluçka merkezlerinde yaratıcılıklarıyla, çalışkanlıklarıyla neredeyse yoktan var ettikleri ürünleri OSB’lere taşıyalım. Bugüne dek üniversite-sanayi işbirliği diye diye dilimizde tüy bitti.

Şimdi buna bir de teknopark-OSB işbirliği boyutunu katalım. Hemen her gün gazetelerde, dergilerde okuyoruz. Teknoparklarda 2-3 kişilik şirketler pıtrak gibi ürüyor. Güneş pili, hidrojen yakıtı pili, yapay zekâ uygulamaları, robotlar, adlarını bile telaffuz etmekte zorlandığımız nanoteknoloji, biyoteknoloji ürünleri geliştiriyorlar. Kendi alanlarında uluslararası başarılara kavuşmuş, pek çoğu akademi kökenli bu uzmanlar ne yazıkpazarlama, seri üretim, hukuk, finans, lojistik gibi sanayinin çok iyi bildiği konularda eksiklikler yaşıyor.

Gelişmiş ekonomilerden de öğreniyoruz ki, teknoparklardaki KOBİ ölçeğindeki işletmelerle OSB’lerdeki KOBİ’lerin işbirliği artık bir düş olmanın ötesine geçmek zorunda. Özetle, üniversiteler, teknoparklar, OSB’ler kapılarını açacak, hatta duvarlarını yıkacaklar.

Hatta duvarlarını öylesine yıkacaklar kitoplumun her kesimi; öğrenciler, işçiler; çalışanlar, emekliler; kadınıyla erkeğiyle her yaştan yurttaş bilimde, teknolojide ne olduğunu öğrenmek için buralara gelebilecek. Bilim ve teknoloji kültürünü gözümüzle görerek, elimizle dokunarak, doğrudan üreticisinden dinleyip öğrenerek içimize sindireceğiz. Toplumsal kalkınma yalnızca sermaye birikimiyle olmuyor. Yaratıcılık, yenilikçilik, AR-GEkültürünü içimize sindirmeden dünyaya sunacak buluşları çıkartacak iklimi oluşturamayız.

Saygıdeğer Katılımcılar,

  • Tüm bu sözünü ettiklerimin ancak sağlıklı demokrasilerde, yurttaşların birbirine ve yöneticilerine güvendiği, hukuk kurallarının evrensel ölçütlere uygun olduğu ülkelerde yaşama geçebileceği gün gibi açık. Demokrasinin temel ölçütlerinden biri olumsuz, çirkin, yanlış, tehlikeli gördüğümüz konularda sesimizi çıkartabilmek, tepkimizi gösterebilmektir.

Bizler sivil toplum kuruluşları olarak devlet yönetiminin rakibi değiliz; karar verici konumlarda da olmayabiliriz; ancak karar vericilere görüşlerimizi iletmek, saptamalarda bulunmak, her yurttaşın hem sorumluluğu hem görevi hem de hakkıdır.

Bu iki gün boyunca KOBİ Zirvesinde yapılacak oturumlarda, konuşmalarda da hiçbir çekincemiz olmadan düşüncelerimizi, görüşlerimizi aktaracağız.

Büyük bir emekle, çabayla, üzerine titreyerek kurup yaşattığımız işletmelerimizin beklentilerini, özlemlerini ülkemizin gelişmesindekisorumluluğumuzu dikkate alarak dile getireceğiz. Bu açıdan çok verimli bir iki gün geçireceğimize inanıyorum.

10. KOBİ KOBİ Zirvesi’nin gerçekleştirilmesinde başta Ana Sponsorumuz İş Bankası olmak üzere tüm sponsorlarımıza katılımınız ve katkılarınızla KOBİ Zirvemizi anlamlandıran siz değerli konuklarımıza teşekkürlerimizi sunuyor, KOBİ Zirvemizin ülkemiz geleceğine katkıda bulunmasını temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.